
Ben ve Üretimlerim
Sanat, benim için erken yaşlardan itibaren yalnızca bir ders değil; üretmenin, düşünmenin ve paylaşmanın bir yolu oldu. Beni okula ve üretmeye bağlayan en güçlü alanlar her zaman el işi ve sanat dersleri oldu. Kendi yolculuğumdan yola çıkarak başkalarının hayatlarına dokunabilmek isteği, bu alanda ilerleme ve eğitim alma kararımın temelini oluşturdu. Bu doğrultuda Marmara Üniversitesi Resim Öğretmenliği, Baskı Anasanat Dalı’nda eğitim aldım.
Üretim pratiğim; sanat tarihine duyduğum ilgi, malzemeyle kurduğum deneysel ilişki ve sanatı günlük hayatın içine taşıma isteği üzerinden şekilleniyor. Tuval çalışmalarımda ve küçük yüzeyli işlerde, görsel hafızaya yer etmiş sanatçı eserlerinden ve doğrudan gözlemden besleniyorum.
Küçük metal kolyeler üzerine akrilik boyalarla yaptığım sanatçı röprodüksiyonları, bu yaklaşımın önemli bir parçası. Sınırlı bir yüzeyde çalışmak; kompozisyonu sadeleştirmeyi, özü yakalamayı ve anlatımı güçlendirmeyi gerektiriyor. Bu kolyeler benim için yalnızca birer takı değil; taşınabilir, kişisel ve anlam yüklü küçük sanat nesneleri. Zamanla bu çalışmalar, özgün ve özel hediyeler arayan insanlar tarafından ilgi görerek paylaşılan bir üretime dönüştü.
Üretirken estetik kadar anlamı, teknik kadar duyguyu da önemserim. Yaptığım her işte, izleyiciyle sessiz bir bağ kurabilmeyi ve sanatın gündelik hayatın doğal bir parçası olabileceğini hatırlatmayı amaçlarım.
Görsel Sanatlar Dersi ve Atölye Öğretmenliğim
2014 yılından bu yana görsel sanatlar öğretmeni olarak çalışıyorum. Görsel sanatlar dersini; yaratıcılığı destekleyen, farklı bakış açıları kazandıran ve bireyin konsantrasyonunu geliştiren çok yönlü bir alan olarak görüyorum. Bu ders; müzik, matematik, geometri, coğrafya, tarih ve kimya gibi birçok disiplinle ilişki kurarak öğrencinin dünyayı algılama biçimini zenginleştirir.
Doğada gördüğümüz her şey görsel sanatların konusudur. Sanat, doğanın bir parçası olan bireyin kendini ifade etme biçimidir. İnsanlar anlatmaya ve belgelemeye ihtiyaç duyduklarından beri görsel sanatlar; kimi zaman bir çömleğin üzerinde, kimi zaman bir halının dokusunda, kimi zaman da tarihsel olaylara ışık tutan görsel anlatılar olarak var olmuştur. Bu nedenle görsel sanatlar dersini yalnızca çizim tekniği ya da yalnızca sanat tarihi olarak ele almak yeterli değildir.
Derslerimi bu bütüncül bakış açısıyla planlar; tekniğin yanında kültürün, düşünmenin ve görsel okuryazarlığın da aktarılmasını önemserim. Küçük yaş gruplarında dersler merak etmeye, keşfetmeye ve kendini ifade etmeye alan açarken; ortaokul seviyesinde daha teknik, özgün ve estetik kaygısı olan çalışmalar ön plana çıkar. Güzel sanatlar alanında daha profesyonel adımlar atmak isteyen, yeterli ilgi, beceri ve kararlılık gösteren öğrencilerin bu süreçte desteklenmesi gerektiğine inanırım.
Görsel sanatlar öğretmeni olmak benim için; hem bilgiyi aktarabildiğim hem de öğrencilerimden yeni şeyler öğrenmeye devam ettiğim, hiç bitmeyen bir deneyim alanı. Hedefim; yalnızca bakan değil, gerçekten görmeyi öğrenen, baktığıyla gördüğü arasındaki farkı keşfedebilen bireyler yetiştirebilmektir.
Ferhan Duygu Buhan